Alkışlar Maltepe Tiyatrosu’na
Maltepeli tiyatro sanatçısı Kubilay Erdelikara ve tiyatrocu dostlarının gayretli çalışmalarıyla sanat hayatını sürdüren Maltepe Tiyatrosu, Erdelikara’nın yazdığı “Yaralı Bilinç” ile sanatseverleri konuk ediyor. Oyun Kore’de tiyatro festivaline davet aldı

Maltepe Tiyatrosu'nun sahnelenmeye devam etmekte olan "Yaralı Bilinç" oyunu temelde bir göç hikayesi olsa da, varoluşçuluk üzerinden kimlik arayışını, sıkışmışlığı, tarihsel gerçeklik ve kurgunun uyumunu, Anadolu'yu, köklerimizi, kadını, hümanizmi en iyi anlatan metinlerden.
Oyunculuk yeteneğini ve yönetmenliğini her zaman takdir ettiğimiz Maltepe Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni ve bu oyunun da yazarı olan Kubilay Erdelikara oyun yazarlığında da ne kadar başarılı olduğunu "Yaralı Bilinç" oyunu ile ortaya koymuş.
Maltepe için bir değer olan ve Maltepe adını dünyaya duyurup, adeta sanat elçiliği yapan Kubilay Erdelikara’yı yürekten tebrik ediyoruz.
Oyunu ünlü Gürcü yönetmen Kakha Gogidze yönetmiş. Oyuncular dar imkanlarla kurulan bu minik tiyatroda gerçekten çok başarılı ve alkışı hak eden oyunculuk sergiliyorlar.
120 yıl önce Eskişehir Sivrihisar'da Ermeni bir ailenin yaşamını konu alan oyun Türkiye / Gürcistan ortak yapımı. Maltepe Tiyatrosu’nda sahnelenen "Yaralı Bilinç" önümüzdeki yıl da kendi sahnesinde ve pek çok yerde sahnelenmeye devam edecek.
Yaralı Bilinç oyununun İspanya'da üç tiyatro tarafından repertuarına alındığını ve Ekim ayında Kore'de Tiyatro Festivali'ne davet edildiğini duymak Maltepe adına Maltepe Tiyatrosu adına bizlere de gurur verdi.
Yaklaşık 60 kişinin aynı anda oyun izleyebildiği bu şirin tiyatro Maltepeli sanatseverlerin de ilgisini bekliyor. Oyunu izleyenler arasında Maltepeli seyircilere rastlayamadık.
Kubilay Erdelikara bizi oyuna davet ettiğinde güzel bir oyun seyredeceğimizi umuyorduk ama bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu. Erdelikara o yıllarda yaşanan acıları çok iyi anlatmış. Oyuncular da ondan aşağı kalmadı ve duygularını kattıkları oyunda seyirciyi oyunun içerisine çekmeyi başaran bir performansla haklı alkışları topladı.
Bir de sahnede bu oyuna hayat veren tiyatrocu dostlara sorduk işte yanıtları;
CEM KAYA
Oyun 19. yüzyıl sonlarında gerçekten yaşanmış bir felaketin varoluşçu bir düzlemde işlenmesi ile beni kendisine çekiyor. Her karakterin, oyunun son eylemi hariç eylemlerinin sorumluluğunu almaması ve Sartre'ın deyişi ile özgürleşememesi oyunun ana aksını oluşturuyor. İnsan yaptıklarının sorumluluğunu almadığı sürece özgürleşemez ve aynı gün, aynı saat, aynı dakika içinde debelenip durur. Oyunun felsefi aksının yanı sıra tarihi bir misyonu da yerine getirdiğini düşünüyorum. Anadolu'nun göçleri, göç hikayeleri ve kayıplarının benzerliğini ve toplumların inançları ve yaşayışlarının birbirleri içine nasıl karıştığını izlediğimiz bu oyun, bana anlattığım hikayenin değerli olmasının getirdiği bir haz duygusu sağlıyor.
RANA TEKAY
Yaralı Bir Bilinç, seyirciyi rahat ettirmek yada konforlu kılmak için yazılmış bir oyun değil. Aksine, rahatsız etmek, yüzleştirmek ve insanın içindeki karanlığı görünür kılmak için var. Bu hikâye; açlığın, dışlanmışlığın ve korkunun insanı nasıl dönüştürdüğünü, nasıl kırdığını ve sonunda nasıl başka bir şeye çevirdiğini anlatıyor.
ZİHRAN ah canım ZİHRAN ise bu dönüşümün en acı hali. Bir anne… Ama sadece şefkat değil; öfke, suç, utanç ve hayatta kalma içgüdüsüyle parçalanmış bir insan. Onu oynarken şunu çok net hissediyorum: Bu karakteri “yargılamak” mümkün değil. Çünkü Zihran’ın yaptığı her şey, aslında içinde bulunduğu dünyanın sonucu.
Bu oyunda kimse masum değil. Ama kimse tamamen suçlu da değil.
Yaralı Bir Bilinç, seyirciye tek bir şey bırakıyor; Kendi karanlığınla baş başa kalma cesaret… Özetle Yaralı Bilinç, yalnızca bir aile hikâyesi değil; insanın kimliğini, inancını ve vicdanını kaybetme noktasına geldiğinde neler yapabileceğini sorgulayan sarsıcı bir anlatı….
ÖZGE TOKAY
Yaralı Bilinç sadece bir hikaye anlatmıyor; insanın vicdanıyla, geçmişiyle ve suskunluklarıyla yüzleştiği bir alan açıyor. Mariam’ı oynamak benim için bir rol değil, derin bir yüzleşme. Bastırılmış, görülmemiş, duyulmamış tüm kadınların sesi gibi.Sahneye her çıktığımda onun korkusunu, öfkesini, çaresizliğini ve en önemlisi hayatta kalma gücünü içimde yeniden hissediyorum. Oyunu her izleyenin kalbinde derin bir iz bırakmasını ve uzun süre unutulmayacak bir farkındalık yaratmasını diliyorum.
MUSTAFA GÜRBÜZ
Arafta kalmış bir ailenin dramı.. Kimlik, inanç ve travma ekseninde parçalanan bir ailenin hikâyesini anlatan derin bir oyun. Ne geçmişinden kurtulabiliyor ne de geleceğini kurabiliyorlar. Toplumdan dışlanmış, kendi hatalarına ve benliklerine sıkışarak, mecbur kaldıkları bir hayatı yaşamak zorundalar. Geçmişin yükü ve yaptıkları hatalarla yüzleşirken her biri kendi “Yaralı Bilinci”yle baş etmeye çalışır. Din, aidiyet ve suç kavramlarının iç içe geçtiği bu hikayede, bireysel seçimler ve tarihsel koşulların çatışması hüzün dolu bir trajediye dönüşür ve geçmişin izlerinin kuşaklar boyunca silinmeden taşınmasının derdi sahneye yansır.








